Extraordinary

Me, Myself, My World

‘Başlık görüntülenemiyor’

April13

Yuppiii, günlüğümmm! Aradan geçen zaman biraz uzun olunca kısa bir özet geçmek lazım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERANerden başlasam? Hah. Leeds’deki fırsatları iyi değerlendirmeliyim düşüncesiyle evimizin hemen karşısındaki resim stüdyosunda Marcia Brown’dan özel resim dersleri almaya başladım. Gayet eğlenceli bir kadın olmasına rağmen, she sucks as an instuctor diyebilirim. Bazı resim teknikleri arasında sıkışsa da ,muhafazakar olsa da çok bomba bir kadındı.  Bazen beni kullanmasına izin bile veriyordum. Art galerideki sergisi için 40 adet resmi panolara çakarken kollarım kopmuştu. Ama sonuçta Marcia iyi biriydi ve buna değerdi.

Türkiye’den döndükten sonra da en az 3 saatimi Edge spor salonunda geçirmeye başladım. Yüzme, pilates, yoga, body combat, aqua derken kendimi Pitbull’un Pause şarkısında zumba yaparken buluyordum. Artık coşmuştum ve kimse beni durduramıyordu. Neden sporu bıraktım bilmiyorum:( Vallahi de çok pişman oldum sonradan.

Queen

Erdil Yaşaroğlu’nun vardı çizim tableti. Çookk önceden görmüştüm. Benim de olmalı demiştim. Geçen yıl Boxing Day’de gidip aldım kendime. Kendime aldığım en iyi hediyelerden biri. Ee dedim madem tabletim var bir de gidip digital illustration kursuna yazılayım. Ama sadece 8 hafta gidebildim, lanet olası kurs evimize çok uzaktı ve ben gecenin bir yarısı hakkında pek de iyi şeyler duymadığım o semtte yalnız olmak istemedim. Ayrıca çekilişten Alice in Wonderland çıkmıştı ve benim konu hakkında en ufak bi fikrim yoktu. Bu konuya daha sonra tekrar değiniciim.

 

 

 

Leeds günlükleri

November8

Bonfire gecesinde tüm şehrin beklediği ama benim beklemediğim yağmur nedeniyle ıslak kediye benziyordum leopar desenli kürkümle. Tanrımm sanki tüm birleşik krallık buradaydı ve lanet olası gene herkes bana bakıyordu. Yani benim hissettiğim buydu.

Neyse ki panayır alanında ateş yakıp havai fişek faslını da bitirdikten sonra durağa doğru ilerlemeye çalışıyoruz. Yollar trafiğe kapalı. Bekliyoruz. Durak kalabalık. Fena kalabalık. Sigara içen, üstü başı dağınık,  orta yaşlarda bir adam önümüzdeki çocuklu kadına otobüsü soruyor. Sonra pusetteki çocuğun gözündeki çapakları siliyor eliyle. Çocuk huzursuz. Anne ilgisiz. Adam montunun cebinden yarım kalan çikolatasını çıkarıp küçük çocuğa veriyor. Çocuk hemen ağzına götürüyor çikolatayı. Adam puseti alıp durağın etrafında gezintiye çıkıyor. Uykuya dalıyo bebecik. Üşümeye başlıyorum. Trafik açılıyo tekrardan. Sonra otobüs geliyo. Şoför üst kata çıkıp yolcuları sayıyor. Dört kişi biniyo, tam bana sıra geliyo. “Üzgünüm” diyo şoför. Ayakta yolcu almıyor. Diğer otobüs ne zaman gelir diye soruyor yolcular. “Başka servis yok” diyor.  Otobüs karanlıkta gözden kayboluyor. Yağmur başlıyor. Orada öylece kalıyoruz.