Extraordinary

Me, Myself, My World

Köy 3

July25

 

* Son günlerimi bu bölgede yaşayan insanları ve onların inanç sistemlerini etiketlemeye çalışarak geçirdim. Ve bunu yapmaya çalışırken de nasıl bir duygu yoğunluğu, bir duygu kargaşası yaşadım anlatamam. Resmen deli saçması önermelerle kendimi yorgun düşürdüm. (Bi ara ateşlendim hatta gerginlikten omuzum tutuldu falan.) Ama az buçuk da olsa bir fikir edindim.

Şimdi, gözlemlerime göre köyümüzde -çevre köyler de dahil- hala antik bir inanç sistemin etkileri görülüyor. Evrenin yaratılışına ilişkin anlayış, inanç ve anlatı-kozmogonisi mevcut değil ama inançlarının bir yerinde iyiliğin ve kötülüğünün savaşı yatıyor. Ve sonra doğa. Doğa başlı başına bir problem. Tapıyorlar, koruyorlar, korkuyorlar…

Yeryüzünün insan kalıntılarıyla bozulmaması gerektiğine inanıyorlar. Zerdüşt gibiler. Ama Zerdüşt değiller.

Doğanın kutsallığını kutlayıp, herşeyde var olan ilahiliğe bardak kaldırıyorlar. Hem görülen hem de görülmeyen güce saygı duymuşlar. Tabiata,  ormanlara içten bir sevgi var. Ayrıca doğanın gelgitlerine uyarak da  içsel benliklerini keşfetmişler.  Yani Pagan gibiler. Ama Pagan değiller.

Sonra bu bölgenin garip hikayeleri var.  Güçlü, tehlikeli bir doğası, doğaya meydan okumaya çalışan insanı, bu ikili arasında görülmeyen güçleri, dengesi, büyüsü, transı vs vs var. Ama anlayacağınız Şaman da değiller.

Şimdilik kendi başlarına doğada mutlular, doğaya şükranlarını sunup, bu ekosistemin bir zinciri olmuşlar. Hiçbir dini etikete de gerek duymamışlar.

(Not: Dehşet verici doğa hikayeleri dinledim. Aklım çıktı yerinden. Bunlarla büyüyen bir nesil bknz. anneannem, hiç korkusuz, cesur, seyit..)

*********

Hergün kahvaltıdan sonra bir grup halinde dereye iniyoruz. Uzun kavak ağaçlarının gölgesinde, türlü böcek ve kuş sesleriyle çocukları doğayla bütünleştirmeye çalışıyoruz. Bazen tozlu, bazen kir dolu ufacık tırnaklarını görünce Dylan’ın mutlu oluyoruz. Uzun bir değnekle yalancıktan balık tutuyor, kurbağaları inceleyip, karınca yuvalarını sayıyoruz. Onlara zehirli mantarları, dikenli otları öğretip, hangi ağaçların kör badem verdiğini anlatıyorum. Taş atma yarışması düzenleyip, son olarak da dutlukların orda dinleniyoruz. Ve tüm bunları hergün aynı sırayla yapıyoruz.

Ps: Yazılarım biraz özensiz. Vaktim yok. Çok az internetimiz var. Bunları yazarken bile bitebilir. O derece.

posted under Uncategorized

Email will not be published

Website example

Your Comment:

Powered by WP Hashcash