Extraordinary

Me, Myself, My World

Köy 2 (Golacı)

July12

 

Dallarının yere kadar indiği elma ağaçlarıyla, güneş tepede yakarken serin pınar suyunda serinlediğimiz, yol üstünde kuzenim Gülfidan’la böğürtlen toplarken de hafifçe yüksek, karşı dağları çok net ama Perisuyu’nu az buçuk görebildiğimiz bir yerdi Golacı. Bize göre bir piknik alanıydı. Anneannemin buğday tarlası Golacı’nın hemen altında kaldığı için de bu tarlada çalışırken (buğday biçmeye gittiğimizde) mola verdiğimizde burayı kullanırdık. Her yaz tatilinde köye geldiğimiz ve hemen hemen her yaz da anneannem bu tarlaya birşeyler ektiği için Golacı köy yaşantımızın köşe taşlarından biriydi.

Dün teyzemle çocukları alıp buraya geldik. Pınar suyunun dolması için bir havuz yapılmış buraya. Çocuklar için ideal. Etrafta biraz takıldıktan sonra tam havuz başına serinlemeye geçmişlerdi ki önce bir çoban köpeği belirdi uzakta sonra bir keçi sürüsü, en arkada da çoban (aslında o çocukluk arkadaşımdı ama o kadar uzun süre ayrı kalmıştı ki köyden birbirimize yabancılaşmıştık.) Ve burası o çobana aitti. Küçük bir karavanı, karavanın önünde taştan ocağı, masası ve bir de bostanı vardı. Biraz ötede eskiden de varolan bir ağaç ev. Daha önce bu ağaç evinde domuz nöbeti tutuluyordu hatırlıyorum.

Bizim için odun ateşine çay koydu. Hiç gerek olmadığını sadece dut yiyeceğimizi söyledik ama bu akşam serinliğinde güzel bir çay da iyi olurdu diye iç geçirdik. Kirli bardakları pınar suyunda çalkalayıp getirdi. Çaylarımızı doldurdu. Bizimle bir bardak çay içti. Keçiler çok uzaklaşmadan yetişmeliyim, siz çayınızı için, keyfinize bakın diyip gözden kayboldu.
Artık eskisi kadar bakımlı değildi Golacı. Yine de toprağı bu kadar verimli başka bir yer yoktu.

Eve dönerken farklı bir yolu deneyelim, nehir manzarasının tadını çıkaralım dedik. Ve çok da pişman olduk. Çok sık kullanılmadığı için bu yol üzerindeki dikenler belimize kadar uzamıştı. Paçalarımız küçük tombul gırnık denen dikenlerle doldu. Yol uzakdıkça uzadı. Çocuklar mızmızlandı. Ben gerçekten bunu umursamıyordum çünkü köy hayatının bir kısmında sürükli ayaklarımıza dikenler batıyordu ve dikensiz bir köy hayatı düşünülemezdi.

***

Elinde dağ kekiğiyle yanıma gelip “anne bak, sana sürpriz” dediğinde içim eridi be oğlum.

***

Süper fotoğraflarım var ama bunları siteye ekleyecek internetim yok. Yazıları editleyeceğim.

***

Not: Eve dönüş tarihimi öne aldım. Çünkü Türker’i çok özledim.

posted under Uncategorized

Email will not be published

Website example

Your Comment:

Powered by WP Hashcash