Extraordinary

Me, Myself, My World

Acıya Gülmek

July6
“Biliyorum sen yine
parmak uçlarında üşüyorsun.
aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat, ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,
ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.
Sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta
ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda.”
Offf sen nasıl bir şairsin be. Bir gece yarısı lise yıllarıma götürdün beni.
Sadece evimize yakın olduğu için gittiğim düz lisede, aşırı düz öğrenciler arasında geçen komplike yıllarıma.
Nasıl hatırladım şimdi. Nasıl girdin aklıma yine. Unutmak için yıllarımı verdiğim  manyak zamanlardın. Hiç geri dönmek, hiç yaşamak istemediğim…
Eski zamanların kötü anıları gibiydin. Kötü bir liseydin.
Bense yama gibiydim. Ne rengim tutuyordu. Ne desenim uyuyordu. Kafalar apayrıydı. Sınıfla bir bağ kuramıyordum ve bunu da çok fark ettiriyordum.
O zamanlar bir dünyam vardı. Hayaller, kurgular dolu dizgindi. Kitaplara veriyordum kendimi. Ben proletarya/modern sınıf kavramını, Platon’dan devlet kitabını okurken onlar yeni keşfediyordu İpek Ongun’u. Ben Cezmi’nin, Küçük İskender’in, Murathan Mungan’ın imza günlerine giderken de ne yaptığıma dair en ufak bir fikirleri yoktu. Bu kadar kopuktuk maalesef.
Dedim ya bir uyumsuzluğum vardı. Bir arkadaş grubu edinemedim kendime. Sonra öğretmenlerle okul yönetimiyle çok ters düşüyordum. Aşırı otoriter, küstah bir sınıf öğretmeni de bu lise hayatımın tuzu biberi oluyordu.
Sonra bir gün, beyaz bir poşet içerisinde sınıfa getirdiğim Dev-sol dergileri, beni bu okula bağlayan pamuk ipliğini jilet gibi kesecek, kurtuluşum olacaktı.
Bu dergiler sayesinde lise yönetimi beni disipline sevketti. Aşırı muhafazakar, sinirden kudurmuş 6-7 kişilik bir kurul geleceğime yön verdi. Babam okula çağrıldı. Nazikçe “Biz okuldan kovmayalım siciline işler, siz okuldan alın kızınızı” ve bir de tahminimce “eee bi kulağını çekersiniz artık” denildi. Akşam evde babam çantamdan dergileri aldı. Okudu. Tekrar çantama koydu. “Okuma” demedi, diyemezdi.
Çok kalın dudaklı, dalgalı saçları, kahve gözleriyle Zeynep’i tanımıştım ben bu okulda.  Ve sadece yine evlerimiz birbirine yakın diye birlikte gidip geldiğimiz, ders aralarında yine koptuğumuz sınıf arkadaşım Zeynep.
Anca birinci yılın sonunda birbirimize tüm şeffaflığımızla içimizi döktüğümüz, uzak kalmaya çalıştığımız da bile aslında ortak paydada binlerce kez buluştuğumuz Zeynep.
Ben hikayenin sonunda Adana’nın en köklü, en başarılı süperlisesine yazılıyorum ve arkadaşım Zeynep’i de o bok çukurunda kaybediyorum.
Edit: O boşlukta yitip giderken neden bırakmadım okulu bilmiyorum. Yani ille de bu raddeye kadar gelmeye gerek yoktu ki.

posted under Uncategorized

Email will not be published

Website example

Your Comment:

Powered by WP Hashcash